Üzerinde yaşadığımız bu dünya pek çok suikasta tanıklık etmiştir, sayısız insan birilerinin hedefi olmuş ve saldırıya uğramışlardır. Pakistan'ın eski liderlerinden Benazir Butto da bu insanlardan biridir.
Peki bu kadar basit mi? Bu olayı sadece basit bir iktidar mücadelesinin hazin sonu olarak niteleyebilir miyiz? Bu suikast bunun dışında başka şeyler de söylemiyor mu bizlere?
Gazetelere ve gazetelerdeki köşe yazarlarına baktığımızda genel değerlendirme neredeyse hepsinde aynı oldu, “laik bir devlet anlayışını savunan lidere dincilerden saldırı!” Saldırıyı El-Kaide'nin yaptığı söylendi olayın hemen ardından, zaten Butto iktidar olunca bütün dincileri ezeceğim dememiş miydi? Pakistan hükumeti de bu yönde açıklama yaptı , saldırı El-Kaide'nin işiydi.
Bunun ardından ilk tespitlerde gelmeye başladı, müslüman ülkelerde demokrasi olmuyordu, yürümüyordu. Oktay Ekşi şunu vurguluyordu: “Bu iki ülkeden Hindistan’ın daha ilk günden itibaren "laikliği" korunmaya değer en önemli ilke sayması, buna karşılık Pakistan’ın kendisini her zaman "İslam Devleti" olarak görmesi asıl nedendir.”
Aslında Pakistan'ın ortaya çıkışı zaten bir Müslüman hareketi şeklindedir. Hindistan, İngilizlerin sömürgesinden kurtulduktan sonra Hindistan emiri altında yaşamak istemeyen Müslümanlar, mevcut devletten ayrılarak kendi devletlerini kurma yoluna gitmişlerdir. 14 Ağustos 1947 de “Tüm Hindistan Müslüman Ligi” partisi sayesinde bağımsızlığına kavuştu Pakistan. 1970 yılına kadar sakin bir hayat süren ülkede her şey o tarihten sonra karışmaya başladı.
1971 yılında İngiltere ve Hindistan'ın etkisiyle iç savaş yaşayan Pakistan ikiye bölündü ve doğu Pakistan bizim şu anda bildiğimiz Bangladeş adını aldı.
Bundan sonra ise baştaki laik lider Zülfikar Butto (Benazir Butto'nun babası) bir darbe ile Ziya ül Hak tarafından iktidardan indirildi. Bu generali destekleyen de yine Amerika idi.
Amerika, 1979 yılında Sovyetlerin Afganistan işgali sonrasında Pakistan'a nükleer silah geliştirilmesi için destek verirken bir yandan da Afganistan-Pakistan sınırında Afgan savaşına katılması için militan yetiştiren medreselerin kurulmasına yardım etti. Daha sonra buralardan yetişenler El-Kaide militanı oldu.
Yine bu dönemde Sovyetlere karşı Pakistan'a verilen destek ile ülke, nükleer çalışmalara başladı ve 1988 yılında nükleer bombaya sahip oldu.
1988 yılında General Ziya ül Hak bir uçak “kazası” ile ölürken aynı uçakta garip bir şekilde Amerika'nın Pakistan elçisi de yer almaktaydı.
Bu tarihten sonra ise Benazir Butto ülkenin başına geçti ve 1999 yılında Pervez Müşerref'in darbesi ile iktidardan indirildi ve yurt dışına gönderildi.
Şimdi, Butto suikastının ardından kolay bir şekilde “müslüman coğrafya, şeriatın hüküm sürdüğü bir coğrafyada demokrasi işlemiyor, bu olay bize bunu gösteriyor” demek ne kadar doğru tartışılır. Öncelikle devletin kuruluşu zaten din kaynaklı, devleti kuranlar Hindistan'dan ayrılmak isteyen Müslümanlar. Bunula birlikte 1970 yılına kadar laik bir rejimle yönetilmeyi başaran Pakistan'da emperyalistlerin bölgeye yeniden dahil olması ile işler gerçekten oldukça karmaşıklaşmakta ve herşey iç içe geçmekte. ABD'nin yardımıyla ülkenin başına şeriat hükümlerini gözeten bir general darbeyle geliyor, Soğuk savaş çekişme alanında yer alan Pakistan, yeşil kuşak çatışmalarının içinde kalarak, o zamanın özgürlük savaşçısı, bu zamanın teröristlerinin yuvası haline dönüyor. (Cüneyt Ülsever: "Zamanın ABD Başkanı Ronald Reagan, 1988 senesinde bugün "terörist" olarak nitelenen cihat liderlerini "özgürlük savaşçıları" nitelemesiyle Beyaz Saray’da ağırlamıştı.") Şimdilerde ise ülkenin sahip olduğu nükleer silahların dincilerin eline geçmesinden korkulurken, soğuk savaş döneminde ülke nükleer silaha da sahip olması için desteklenmesinde bir sakınca görülmemişti.
Sukastin ardında ise halk, hükümeti suçluyor, hükümet El Kaide diyor, El Kaide “biz yapmadık” açıklamasını yapıyor.
Tüm bu olanlarına ardından bir değerlendirme yapmak o kadar basit değil, herşeyin iç içe geçmiş, ilişkilerin karmaşıklaşmış ve emperyalistlerin çekişme alanı olmuş bir coğrafyada bir suikast de bu karmaşıklığa sadece yeni bir parça ekliyor. Sonuç ise cesur bir kadın siyasetçi, babası ile aynı kaderi paylaşıyor ve tarihin suikastlar listesine bir tanesi daha ekleniyor.
Kaynaklar:
Oktay Ekşi, 29 Aralık 2007
Cengiz Çandar, 29 Aralık 2007
Cüneyt Ülsever, 30 Aralık 2007
Wikipedi, Pakistan
Wikipedia, Pakistan
Etiketler: abd, pakistan, suikast
Yorumları görmek veya eklemek için mause'u bu yazının üzerine getirin!!!
Comment Form under post in blogger/blogspot