14 Haziran 2007 Perşembe

Kuzey Irak'a Doğru...

Henüz yorum yapılmamış. - Görüşünüzü belirtin!

Son günlerde artan şehit cenazeleri ile birlikte herkesin PKK konusundaki hassasiyeti artmış durumda. Son dönemde yapılan anketlere göre halkın %80 e yakın bir bölümü sınır ötesine yapılacak askeri bir harekatı destekleklemekte. Ancak hal böyle iken ülkeyi yönetenler ve askerler arasında yetki tartışmaları yaşanıyor.

Anayasanın 117. maddesine göre “Milli güvenliğin sağlanmasından ve Silahlı Kuvvetlerin yurt savunmasına hazırlanmasından TBMM’ye karşı Bakanlar Kurulu sorumludur.” Bakanlar Kurulu, yani hükümet. Bunu bilerek konuşan Genelkurmay Başkanı, sınır ötesine yapılacak bir askeri operasyon için siyasi karar gerektiğini söylerken, Başbakan’ın yaptığı açıklama ise “Askerden talep gelirse destekleriz.” oldu. Bu açıklama, tamamen sorumluluktan kaçma amacı taşıyan bir açıklamaydı, artan kamuoyu baskısı karşısında topu taca atma taktiğiydi.

Bunun böyle gözüktüğünü nedense sonradan farkeden Başbakan, durumu toparlamak için yaptığı açıklama ise, tam anlamıyla hükümet ile güvenlik güçleri arasındaki mesafeyi ve iletişimsizliği göstermekteydi: “içerideki beşbin bittimi ki, dışarıdaki beşyüz ile uğraşalım”. Hükümet ile askeri kanat, yaptıkları güvenlik zirvesi’nin ardından her nekadar “uyum ve eşgüdüm” açıklamaları yapsa da, bir diyalog eksikliği olduğu, başbakanın yaptığı açıklamayı düzeltmesi ile gayet net bir şekilde ortaya çıkıyordu. “ İçeride 1500, dışarıda 3 bin 500.” Demekki hükümet ile ilgili güvenlik kurumları yeterince diyalog halinde değildi ki, başbakan sınırların içerisinde mi, yoksa ötesinde mi daha çok terörist olduğunu bilmiyordu. Bu aşamadan sonra yapılacak “uyum içerisinde olma” açıklamaları pek önem taşımıyor aslında.

Şu anki durumla (bilinçli ya da bilinçsiz) karıştırılan bir konu da 1 Mart Tezkeresi. Hükümetin söylemine göre, zamanında 1 Mart Tezkeresi’ne karşı çıkanların şimdi Kuzey Irak’a bir askeri operasyonda bulunmayı talep etmeye hakları yoktu. Halbuki söz konusu tezkere ile Türk askerinin sınırlar dışında askeri operasyonlar yürütmesine yetki verilirlirken, bir yandan da güneydoğu topraklarının büyük bir bölümü Amerikan Askeri’nin yerleşimine açılmaktaydı, Amerikanlar’a uzunca bir süre bölgede “istirahat” hakkı verilmekteydi. Bu karar verilmiş olsaydı, bizim askerimizin de Irak bataklığına çekilmiş olması bir yana, işgale destek veren ülke olmamız konumuyla hergün Irak’da yaşanan çatışmaların benzerlerini de ülkemiz topraklarında görebilecektik. 1 Mart Tezkeresi, komşu bir ülkeyi işgali öngörürken, şimdiki durum ise sınır güvenliğimizi sağlamaya yönelik bir operasyonu öngörüyor. Bu iki konunun beraberce karıştırılıp tartışılması ise son derece yanlış ve mantık dışı.

“Kuzey Irak’da yer alsaydık, PKK’nın hortlamsını ve Bölge Kürt Yönetimi’nin güçlenmesini engelleyebilirdik.” Bu tez de yine mevcut gerçekleri göz ardı etmekte. Herşeyden önce PKK’nın güçlenmesi, ona yardım edilmesinden kaynaklanmakta. PKK’ya yardım eden ülkelerin ve güçlerin ise kimler olduğu ortada. Hem dost hem müttefik dediğimiz ülkelerin isimlerinin PKK ile anılması gayet manidar. Bölge Kürt Yönetiminin PKK ile bağları da bilinmeyen birşey değil. Bunun ardından bizim askerimizin 2003 yılından beri Irak’ın işgaline ortak olması çok şeyi değiştirmeyecekti, terör, aldığı destek ile varlığını sürdürecekti. Ayrıca Irak’da Şiilerin güçlenmesinin ardından kuzeyde yer alan Kürtlerin de kendi başlarına hareket etmesi gayet doğal, çünkü parçalanan bir Irak’da bölgede yer alan kürt yönetimi de değişen koşullara göre hareket etmekte.

İşte tam burada birbirine karıştırdığımız bir diğer konuya gelmekteyiz, bölgede güçlenen bir Kürt Yönetimi ve haksızlığa uğrayan Türkmenler ile terör olayları. 2007 yılının Ocak ve Şubat aylarında ağırlıklı olarak ülke gündemini meşgul eden konu Kuzey Irak’ta Kürtlerin Türkmenler üzerine uyguladığı baskı ve sindirme politiklarıydı. Yıl sonunda yapılacak Kerkük referandumu ile şehrin kürt yönetimine geçeceğini hesaplayan Türk kamuoyu, askerin Kuzey Irak’a bir askeri operasyonda bulunmasını meşru ve gerekli görmekteydi. Ancak şu anda o konu unutuldu ve sınır ötesi harekat bu sefer PKK karşısında dillendirilmeye başlandı. Bu iki konu birbirine karıştırılarak hep “bir sorun varsa gönderelim askeri, bitirelim işi!” teziyle soruna yaklaşıldı. Halbuki Türkiye her iki sorunda da yeterince etkili davranamadı, Kuzey Irak’da azınlık konumuna düşen Türkmenlerin haklarını koruyamadı, diplomatik yollardan çözüm üretemedi, PKK’nın mali kaynaklarını kurutamadı, ona verilen desteğin önüne geçemedi. Ayrıca son günlerde hep konuşulan askeri operasyon ise bir baskın olmaktan çıkıp, “hazırlanın, biz geliyoruz” şekline dönüştü. Zira bu habere göre, 22 Mayıs’ta PKK’nın önde gelen isimleri bir araya gelmiş, rahatça toplantı yapmaktaydı, zamanında yapılacak bir müdahele ile belki de şu anda PKK bitme noktasına gelecekti. (Böylesine bir toplantı yapabilmenin rahatlığı ise nereden gelmektedir, merak konusu...)

Tüm bunların üzerine Başbakanın (yaklaşmakta olan seçimi düşünerek söylediği) “Ben kabile reisiyle görüşmem” açıklamasını düşünürsek, Türkiye’nin önümüzdeki aylarda daha dikkatli, daha özenli davranması gerektiği ortaya çıkar. (“seçim atmosferi içerisinde daha neler söylenebilir ve neler yapılabir?...”) Sonbahar’da yapılacak olan Kerkük referandum’u ile gündemin yeniden hareketleneceğini de hesaba kattığımızda, seçimden sonra Türkiye’nin ihtiyacı olan şeyin istikrar ve siyasi irade olduğunu söyleyebiliriz.

Benzer Yazılar



Eklentiyi Hazırlayan: Hoctro | Jack Book


:Bu yazıyı eposta ile arkadaşınıza gönder!

 

Yorumları görmek veya eklemek için mause'u bu yazının üzerine getirin!!!