Ülke gündemi kaynıyor. Son 15 gün içerisinde olanlara bakıp, görüş derinliğimizi 1 yıl öncesine kadar götürüp, 1 yıl sonrasını tahmin etmeye çalışmak oldukça güç. Zira Türkiye'nin on yıllardır başını ağrıtmakta olan ( aslında bu "başını ağrıtmak" deyişi yanlış, Türkiye zaten bölgesel etkin bir devlet konumunda olmak istiyorsa "bunlara" "kafa yormak" zorunda. ) konularda hareketli günler yaşıyor.
bunların başında PKK ve Kuzey Irak konusu geliyor. 2004 yılında, kendi kendine yaptığı ateşkesi yine kendi kendine bozan terör örgütü eylemlerini giderek arttırdı ve geride bıraktığımız yaz aylarında yüzden fazla askerimizi şehit etti. Üstelik baktığınızda ülkemizde yaşayan kürt kökenli vatandaşlarımızın önceki dönemlerde hiç olmadığı kadar hak ve özgürlüklere sahip olduğu bir zaman diliminde eylem sayısında artış meydana geldi. Ayrıca bu durumun ABD nin Irak işgali sonrası kuvvetlenmesi de kayda değer gözükmektedir. (Zira isgalden önce Amerikalı yetkililerin Kuzey Irak'ta bölgenin önde gelenleri ile görüştüğü ortaya çıkmıştı. (masalarda sözde kürdistan haritası ile...) İşgalden sonra Cumhurbaşkanlığı makamını ele geçirmeleri de tabii ki tesadüf değil.)
PKK eylemlerinin bahar ve yaz aylarında artış gösterdiği genelkurmay başkanlığı ve diğer makamlarca da bilinmekteydi, bu doğrultuda bahar aylarından itibaren sayıları ikiyüz bini bulan askerler, Irak sınırına yığıldı. Buna rağmen mayınlar askerlerimizi hedef almaya devam ediyordu. O kadar ki; 17 temmuz günü bakanlar kurulu toplantısının ardından TSK'ya yazlı siyasi direktif yoluyla PKK terörizmini durdurmak amacıyla "her türlü önlemi alma" talimatı verilmişti(*). Tabii bu her türlü önlemi alma, terör örgütünün Kuzey Irak'taki kamplarına yönelik bir harekatı da kapsıyordu. Peki neden sınır ötesi operasyon gerçekleşmedi?
" Kapsamlı bir sınır ötesi harekâtın başlamaması, ABD Başkanı Bush'un 22 Temmuz'da Erdoğan'a telefon ederek, elinden geleni yapacağını söylemesine bağlanmıştı. Bush'un PKK ile mücadelenin hem Amerikan sistemi içinde, hem de uluslararası planda koordinasyonu için özel temsilci olarak Ralston'u ataması, Erdoğan'ın da Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın teklifiyle Başer'i özel temsilci ataması bu gelişmelerin ardından gerçekleşmişti."(*) (neyin koordinatörü?) İlginç olaylar yumağı bununla da bitmedi, Başbakan 3 Ocak'ta açıkladı: koordinatörlük bekleneni veremedi.(**) ve devamında şu açıklamayı yapıyordu: "Irak oyalama taktiği yapıyor. Bundan somut netice alabilecek miyiz? Kamplar belli, terör örgütü merkeze doğru yeni örgütlenme çalışmaları yapıyor. Bize bu örgütlerin kapatıldığını söyledikleri halde kapatılmadıklarını gördük. Türkiye’de ellerinde Amerikan silahları olan teröristler yakalanıyor. Ama somut netice yok. Stratejik ortaksak bizi rahatsız eden terör örgütlerine karşı müşterek mücadele etmeliyiz. Maliki Hükümeti Irak için fırsat diyorlar. Biz de destekliyoruz. Ama otorite boşluğu var. Kapanın elinde kalıyor. Süreci hassasiyetle takip etmeliyiz. Tribünde seyirci gibi kalamayız."(**)
Başbakanın bu açıklamayı havadan sudan bahsedercesine yaptığını düşünemeyiz, ilgili makamlarca ortak hareket neticesinde böyle net bir söylem kullanılabilir. Yani rastgele bir açıklama değil. Ve bu açıklamada dikkat edilmesi gereken kelimelerin başında "ellerinde Amerikan silahları olan teröristler".
(*) Murat Yetkin, Radikal, 22/12/2006
(**)Ferai Tınç, Hürriyet, 4/01/2007
Etiketler: abd, ırak, kuzey ırak
Yorumları görmek veya eklemek için mause'u bu yazının üzerine getirin!!!
Comment Form under post in blogger/blogspot