6 Şubat 2007 Salı

Kaynar Kazan [4]

Henüz yorum yapılmamış. - Görüşünüzü belirtin!

Kabul edilen anayasa ile federatif bölgelerin önü açılırken, Irak'ın bölünmesi anlamına gelen bu duruma Türkiye gerekli tepkileri gösterememişti.

Kerkük'ün statüsünün belirlenmesi için 2007 yılı sonuna kadar kentte ve civarında referandum düzenlenmesi öngörülüyordu.

Türkiye yine sessizdi.

Kuzey Irak'da boş durmayan Kürtler, Kürdistan bölge anayasasını hazırlıyordu. Bu anayasa ile bölgenin sınırları netlik kazanıncaya kadar başkentin Erbil olduğu belirtilirken, sınırların kesinleşmesinden sonra başkentin başka bir yere taşınmasına olanak tanınıyordu. (11/09/2006)(1)

Kürdistan bölge anayasası onaylanırken Türkiye yine sessizdi. Yanı başındaki gelişmeleri görmezden geliyordu.

Kuzey Irak yönetimi boş durmuyor, Irak Anayasasına eklenmiş olan, daha önce de Şiiler ile Kürtlerin kendi aralarında anlaştığı "Kerkük'ün Saddam döneminde zorla Araplaştirilmasının etkileri düzeltilecektir." maddesi uyarınca kente Kürt aileleri yerleştiriliyordu.

ITC'nin Tepkisi

8 Ocak 2007 tarihinde Hürriyet Gazetesindeki haberde Irak Türkmen Cephesi başkanı şunları söyledi;

"Irak Anayasası'na geçici Anayasa'dan getirilen 140. Madde konuldu. Biz zamanında bunun çok tehlikeli olduğunu söyledik. Bu madde bizi çok rahatsız etmektedir. Bu maddenin üç aşamalı olarak uygulanması gerekir. Bunun birinci adımı normalleştirmedir. Buna göre, Saddam Hüseyin zamanında Kerkük'ten göç ettirilenlerin geri getirilmesi, gelenlerin gönderilmesi ve o dönemde istimlak edilen arazilerin geri verilmesidir. Bu süreçten sonra sayım süreci başlayacak ve referandum yapılacaktır.

Normalleştirmeye karşı değiliz ancak, yapılan girişimlere karşıyız. Kerkük'ten 11 bin 800 kişi göç ettirilmiş bunların içerisinde Türkmen, Kürt ve Arap vardı. Ancak, sadece seçmen kütüklerine resmi kayıtlara göre 227 bin Kürt eklenmiştir. Bunların aileleriyle birlikte nüfusu 600 bine yakın olmaktadır. Bu nedenle Kerkük'ün düzeni bozulmuştur. Bu şekilde yapılacak referandumu ve seçimin de neticesi bellidir.

Ergeç, Kerkük'te istimlak edilen arazilerin yüzde 90'ının Türkmenlerin olduğunu kaydetti. Arazilerinin zorla istimlak edildiğine dair, Irak genelinde Türkmenlerin yaptığı 36 bin başvuru olduğunu belirten Ergeç, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Fakat, bu işe bakan komisyonun başındaki kişiler belli. Bu güne kadar ancak 100 dava görülmüş. Elinde silahlı güçlere sahip olanlar haksızlık ve psikolojik baskı yapıyorlar. İnsanlığa karşı çağrımız var Kerkük'te ve Türkmenlerin yaşadıkları yerleri görsünler. Adalettin tecelli etmesine katkıda bulunsunlar. Buraya getirilen silahlı Peşmerge milis güçleri, ulusal güç olarak gösterilmektedir. Kerkük'ün giriş çıkışları kontrol altında. Resmi kurumlara tayin edilenler tamamen onların elinde. Yarın bir sorun çıkarsa, bu silahlı güçler iç güvenlik yerine karşı tarafı destekleyecekler. Seçimde de bunu yaşadık. Türkmeneli bölgesinde yaklaşık 3 milyon civarında Türkmen yaşamaktadır. Yarın bu şekilde yapılacak seçimi de referandumu da tanımayacağız, reddedeceğiz ve katılmayacağız."

Yumurta kapıya dayanmadan harekete geçmeyen Türk zihniyeti burada da kendini gösterdi ve medya ile muhalefetin de olayı dillendirmesi ile 23 Ocak'da Kerkük ve Irak'ı tartışmak üzere mecliste gizli oturum düzenlendi.

Kamuoyunun dikkati bir anda bölgeye yöneldi. Kuzey Irak'a askeri müdahele konuşulmaya başlandı. Bölgedeki oluşuma gerekli tepki zamanında gösterilmezken sadece yıl sonunda gerçekleştirilecek referandum ekseninde söylemler geliştirilmeye başlandı. Başbakan'ında söylemlerinde kesin çizgiler gözlemleniyordu;

"Adama sorarlar, 10 bin kilometre öteden geliyorsun, Irak'ta ne işin var!" , "Bizim Irak'la olan komşuluk haklarımız öyle sıradan bir ülkenin haklarına benzemez... 350 kilometre sınırın olacak, tarihi bağların olacak, orada soydaşların olacak, bütün bu dayanışmayı tarih boyunca sürdürdüğün ülkeye karşı sadece seyirci kalacaksın. Bu mümkün değil..."(2)

Gerektiği yerde gerektiği tepkiyi gösteremeyen Türkiye, şu anda askeri operasyonlardan söz ediyor. "Bi sorun mu var, gönderelim askeri, çözelim abi..." anlayışı tüm topluma hakim.

Sonuç

"Musul meselesini bugün halledeceğiz, ordumuzu yürüteceğiz, bugün alacağız dersek bu mümkündür. Musul'u gayet kolaylıkla alabiliriz. Fakat Musul'u almayı müteakip muharebenin hemen sona ereceğinden emin olamayız ve şüphesiz orada bir harp cephesi açacağız."(3) Atatürk, 1926'da meclis gizli oturumunda bunları söylüyordu. Durumu, aklı başında bir yaklaşımla değerlendiriyor, sonrasını da düşünüyordu.

Gündemin ortasında yer alan ve Kaynar Kazan'a dönmüş olan Kuzey Irak ve özelde Kerkük meselesi için Amerika ile birlikte hareket etmeyi planlayan Türkiye'nin, Dışişleri Bakanı ve Genelkurmay Başkanı'nın yapacağı ABD ziyaretlerinin ardından tavrımız biraz daha netleşecek. ilgilenmek için biiraz geç kaldığımız bölgede neler yaşanacağını bekleyip göreceğiz, geri sayan saatlerimizi Kasım'daki referandum'a ayarlayarak...(son)


(1):Hürriyet, 11/09/06
(2):Hürriyet, 19/01/07
(3): Murat Yetkin, Radikal, 19/01/07

Benzer Yazılar



Eklentiyi Hazırlayan: Hoctro | Jack Book


:Bu yazıyı eposta ile arkadaşınıza gönder!

 

Yorumları görmek veya eklemek için mause'u bu yazının üzerine getirin!!!