Yakın zamanda ölen Türkmenbaşı’nın ülkesi Türkmenistan’da da bu yönde bir “enerji kontrolü çekişmesi” yaşanmaktadır. Söz konusu olan doğalgazın Avrupa’ya nasıl ulaşacağı küresel ölçekli politika geliştiren ülkeler açısından sorun olmaktadır. Projelerden birinde enerjinin Rusya üzerinden taşınması yer alırken, ABD’nin de desteklediği diğer proje de ise Hazar Denizi üzerinden Azerbaycan ve Türkiye’ye, oradan Avrupa’ya ulaşması yer almaktadır. Batı yanlısı bir hükümetin başa gelmesi için çaba sarf edilen bu ülkenin enerji kaynaklarının nasıl taşınacağı konusu, bu alanda kontrolü elinde tutan ülkeler tarafından kendi politikalarını dayatma olanağı sunacaktır. Ayrıca Türkmenistan’dan Afganistan, Pakistan ve Hindistan’a ulaşan boru hattı üzerinde çalışılıyor olması, buradaki kaynakların kontrolü üzerinde söz sahibi olunması ile ilişkilerin “derinleşeceği” coğrafyanın genişliğini de arttırmaktadır.
Şu anda Körfez Bölgesi’nin bir kısmının kontrolünü ele geçirmiş olan ( ya da ele geçirmiş gibi görünen ) Amerika’nın küresel ölçekte enerji kaynak ve hatlarının kontrolünü sağlamaya yönelik çabalarının ardında diğer ülkeler ile olan ilişkilerinde pazarlık gücü kazanabilmek yatmaktadır. Kendisinin karşısına başka hegamonik güç çıkmasını istemeyen Amerika, bu politikasını sürdürmek zorundadır. Aynı şekilde kendisine uluslar arası alanda masaya oturduğunda hareket kabiliyeti kazandırmak isteyen İran, nükleer güce ihtiyacı olmasa bile bu yönde çalışmalarını sürdürmektedir. Arkasına da küresel ölçekte politika geliştirmek zorunda olan Rusya ve Çin’in desteğini alarak.
Enerji kaynak ve hatları üzerine girişilen bu çekişmeden ders çıkarması gereken Türkiye ise ,, bu konudaki bağımlılıklarını geliştirdiği politikalarla çeşitlendirmelidir. Şu anda büyük kısmını elektrik üretiminde kullandığımız doğalgazın %60 dan fazlası Rusya’dan gelmektedir. Mavi Akım projesi bu ülkeye olan bağımlılığımızı arttırsa bile B.T.C. boru hattından gelebilecek Türkmen doğalgazı da aynı şekilde tek yönlü bağlanmamızı engelleyecektir. Aynı şekilde Türkiye üzerinden geçecek boru hattı ile gazını Akdeniz’e ulaştırıp diğer ülkelere de satma hevesinde olan Rusya için Türkiye kilit roldedir. Şu anda pek gündemde olmasa da enerji hatlarının güvenliği, Ortadoğu’da muhtemel istikrar bozulması ile yine önemli bir konu olacaktır. Bu açıdan bakıldığında da Türkiye, gerek coğrafyası gerek yönetim alanındaki istikrarı ile önemi yadsınmayacak bir konuma sahip olmaktadır.
İlerleyen dönemlerde öngörülen enerji arz güvenliği konusunda Türkiye gereken önlemleri almaktan, yatırımları yapmaktan çekinmemelidir. Bu konuda ilk sırada ise elektrik üretimi yer almaktadır. Bu alanda yapılabileceklerden ilki nükleer santral yapımıdır. Bu kaçınılmaz yatırımın altında yatan temel ilke yine enerjide dışa bağımlılığı azaltmaktır. Nükleer santralin hammaddesi konumundaki uranyum ise, petrol gibi belli ülkelerin coğrafyalarına toplanmayıp dünyada pek çok ülkede yer almasından dolayı bu açıdan başka ülkeye muhtaçlık da söz konusu olmayacaktır. ( bu durum nükleer bomba yapımı ile karıştırılmamalıdır. Uluslar Arası Atom Enerjisi Kurumu barışçıl amaçlı bütün nükleer çalışmaları hak sayar ve tesislerin denetime açık olması koşulu ile herhangi bir yasak uygulamaz. ) Ayrıca nükleer enerji konusunda önemli bir konuma sahip olan bor yatakları açısından ülkemizin dünyanın en zengini olmasından dolayı, bu teknolojiyi geliştirip deneyim sahibi olmamız, borun ilerleyen yıllarda öneminin artmasının ardından gerekli olacaktır. Nükleer enerjinin sıkıntılı tarafı olan infilak ve ardından gerçekleşecek nükleer serpinti ( ki böyle bir durumun gerçekleşme olasılığı %0.1 dir ) kazandıracağı gücün yanında göze alınabilir durmaktadır. ( uluslar arası gelişmeler düşünüldüğünde belki de kaçınılmaz denilebilir, kaldı ki pek çok nükleer enerji santraline sahip olan ülkelerin yenilerini yapmak için harekete geçmeleri de yadsınmamalıdır. Bunun son örneği geçtiğimiz yaz İngiltere’nin yeni bir nükleer santralin yapımına dair kararı almasıdır.)
Türkiye’nin enerji konusunda dışa bağımlılığını azaltabilecek bir diğer araç ise yenilenebilir kaynaklara yönelmektir. Genelde bu konu nükleer enerjinin alternatifi olarak sunulur ancak her ikisinin de aynı anda ortak politikalar ile sürdürülmesine karşı bir engel yoktur. Rüzgar enerjisi ve jeotermal enerjiden daha fazla faydalanıp, elektrik ihtiyacımızın bir kısmını buradan karşılayarak gaza olan bağımlılığımızı azaltma yoluna gitmeliyiz. (son)
Etiketler: iran
Yorumları görmek veya eklemek için mause'u bu yazının üzerine getirin!!!
Comment Form under post in blogger/blogspot